Öyle küresel ölçekte bir derdim yok..Onca kariyer çabasının rızık endişesinin içinde gerçekten Allah’ın istediği -kaliteli insan-olabilecek miyim? İşte asıl derdim bu.
Neden dert çünkü başk
a hiçbir şey ebedi/hiç bitmeyen haz vermiyor. Ne para, ne makam ne de kariyerin her türlüsü..
Gençliğin verdiği muvazenesizlik mi bilmiyorum; bazen sütliman dalgasız bir deniz, bazen de tsunamiler kaynıyor içimde. Bazen çağlayanlar gibi akmak istiyorum bazen de fişi çekilen televizyonun kapandığı gibi, birisi fişimi çekse de her şey bir anda dursa içimde diyorum. Resmetmek zor yani, olursa da soyut bir resim olur herhalde.
Kamil olamasa da kendi
Genç Gönüllülerindendi
Sonsuz mutluluğa ereceğim günün özlemi var içimde “bu hayat beni kesmiyor “yani. Ebediyetins özlemi yani çünkü orada kesintisiz bağlantı/network var, Veliler, Sadıklar, Nebiler var..Mü’minin niyeti amelinden üstündür, düsturunca ümitle, umutla özlüyorum o günleri.
Kıymetli şair ve akademisyen Nurullah Genç hocanın şiirlerinden birinin ilk iki satırıyla cevaplamak istiyorum:
“O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı, sahile vurdu kalbim su yandı kumda yandı.”
Arada bir kendimi
Kendime gelmem için..
Benimde içinde bulunduğum bir mevzuda diğerlerinin ciddiyetsizliği.
“Sen Gelmez Oldun” olurdu. Özlenen bir neslin hasretini çeken bir önceki nesli hikâye ederdim. Önceki nesil adeta tohumun çatlayıp bitkiye durduğu gibi
Dert’ten Çile’den çatlayacak ve istenen nesil gelecek. Ve huzurlu son.
Üniversite yıllarımda yeterince kitap okumamış olmam, en çok buna esefleniyorum.
Güftesi Celal Ertan’a ait Hicaz bir şarkı: Yâr-i Hakikî’ye ithafen
“Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı;
İçinde salınan Yâr olmayınca..”
Önce Müslüman olduğuma, sonra seçilmişler arasında olduğuma
Şam-Emevi Camiini herkes görsün derim. Bir futbol sahası büyüklüğündeki mermer avlusunda müezzinlerin hep bir ağızdan okudukları ezanı dinlemek, Hz. Yahya, Hz. Hüseyin ve Selahhadin Eyyubi’nin ruhlarıyla çevrelenmiş bir ortamda bulunmak..Herkese tavsiye ederim.
İşte zor soru. Dergimizin radikal bir değişikliğe ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Fakat ilk aklıma gelen hakkında bilgi düzeyimizin az olduğu, bilmediğimiz için bu ülkenin gerçek sahibi olamadığımız Yakın Tarih konusunda yazı yazması için Mustafa Armağan’a teklif götürürdüm.
Kedileri severim. İnsanlar nankörlüğü kedilere isnad edip sıyrılıyorlar. Hâlbuki kedinin nankörlüğünden ne zarar gelir yarım kilo ciğerden başka. Rabbim insanlığa şükür idraki versin. Cevap ikincisi
“İnsan 7’sinde neyse 70’inde de odur.” lafı
Çabuk parladığıma bakmayın, Aslında ben asabi değilim.
“Roman okumayan biri olarak başladım bu yolculuğa, hayatın gerçekleri daha çok giriyordu ilgi alanıma.” Cümlesi olurdu ve yine gerçeklerden bahsederdim.
Yarım Derviş-Sinan Özgenç dervişlik zor iş yarımı bile.:)
2100 yılına gitmek isterdim. O yıllarda Türkiye’nin Dünyadaki halini, neslimizin durumunu bir hayli merak ediyorum doğrusu. İlerisinin iyi olması için gerçekten çabalamış mıyız? sorusunun cevabı orada olacak çünkü.
Sahibi nereye isterse oraya..
Not: Bu Röportaj GENÇ Dergisinin Kasım 2008 sayısında yayınlanmıştır.
4 Yorum Yapılmış
Yorum Yapın
S.A. Başkanım röportajını çok beğendim. Ne diyem Allah (c.c.) Yolunu açık etsin.
Teşekkürler Aliciğim, inş. göründüğümüz gibi oluruz..
esselamun aleyke ve rahmetullahi ve berekatüh Abdurrahman Abi
ben ilk defa dergide okumuştum röportajı. Tekrar okudum ve bir kez daha: Tebrikler
Rabbim daim etsin…
Teşekkürler Handan Büşra,